banner2

Suriye meselesi gerçekten kördüğüm oldu. İşin içinde o kadar çok unsur var ki, o kadar farklı emeller çarpışıyor ki, nasıl bir çözüm bulunacaktır; tahmini bile çok zor. Daha meselenin adı bile konulamadı. Bölgemizde büyük güçler hesaplaşıyor; nüfuz için emperyalistlerin savaşı var. Ama gerçekte savaşanlar bölgenin unsurlarıdır; her biri kendine göre saf tutmuş… Kimileri; vatan, millet, egemenlik ve ideoloji uğruna; kimileri bölgenin haini olarak işbirlikçilik gayretiyle savaşıyor. Mahvolan ise, bölgenin her şeyi…

Başa dönersek, meselenin 1. Körfez savaşıyla başladığını söyleyebiliriz. ABD ve koalisyon, Irak güçlerini Kuveyt’ten çıkarmış, görevini tamamlamıştı. Özal, Amerika’dan Saddam’ın devrilmesini istiyordu. Bu olmayınca, Irak’a kuzeyden girilmesi düşünmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı James Baker, Başbakan Yıldırım Akbulut’u ziyaretinde; “Sizin cephe açmanızı istemedik. Biz, isteseydik Bağdat’a gider Saddam’ı indirebilirdik. Bunu yapmadık. Çünkü hiçbir hazırlığımız olmadığı için İran’ın önü açılır, bölge keşmekeşe (kaosa) sürüklenirdi” diyor. Sonuçta Özal, Kürt liderleri ile Mart 1991’de diyaloga geçmişti. Saddam’a karşı Barzani-Talabani aşiretlerini kapsayan güvenlikli bir bölge oluşturulmak için Çekiç Güç kurulması konusunda ABD ile anlaşmıştı. Böylece 2003’de Irak’ın İşgali üzerine kurulan IKBY’nin alt yapısı tamamlanmıştı.

Böylece bölgeye yerleşmeye başlayan ABD, İran’ın önünü kapattığını sandı, ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Bir milyondan fazla insanın katledilmesi, görülmemiş işkence ve tecavüzlerin yaşanması, yerle bir edilen medeniyet merkezlerinin yıkımı çare olmadı. Kaos, 2011’de Suriye’ye sıçradı. İran’ın önü açıldı; Irak’ta ve Suriye’de önemli konuma geldi. Suriye denklemi; Afrin, İdlib, Membic, Rakka ve PKK/PYD’nin örgütlendiği Irak’tan Cerablus’a kadar uzanan sınır bölgemizdeki şehirlerde odaklandı; çözümü bekleniyor.

Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de bütün devletler; ülkelerin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini savunmaktadırlar. Buna rağmen, aralarında bir türlü anlaşma olmuyor. Çünkü, kanaatimizce: ABD ve Türkiye siyaseti sözde federasyonu [Irak Federal Cumhuriyeti gibi], İran, Irak ve Suriye işgalden önceki Arap Cumhuriyetini ve üniter yönetimi kastetmektedirler. Rusya, belli etmese de, aynı görüşte diyebiliriz. Bütün dikkatlerin odaklandığı Afrin’e gelirsek: İlçe, ABD’nin eğitip silahlandırdığı PKK/PYD teröristlerinin işgali altında olduğu bilinmektedir. Aynen diğer işgal altındaki şehirler gibi; Türkiye’nin sınır güvenliğini ve ülke bütünlüğünü tehdit etmektedir. Ayrıca Afrin, ABD-İsrail projesi gereğince İskenderun’dan Akdeniz’e ulaşacak terör koridorunun kapısıdır; bu ülkemiz için beka sorunu demektir. Türkiye’nin bu tehlikeyi acilen defetmesi gerekir. İlçe Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kuşatılmıştır, müdahale için Hükümetin emri beklenilmektedir. Ancak ciddi engeller vardır. Rus, ABD, hatta Suriye unsurlarının Afrin’de bulunduğu söylenmektedir. Diğer yönden, İlk bakışta bir anlam verilemese de, terör örgütünün dışında ABD, Rusya ve Suriye, Türkiye’ye karşı tavır koymuştur. Özellikle Suriye’nin sınırları geçilirse Türk uçaklarının vurulacağını ilan etmesi çok önemlidir.

Türkiye’ye tavır koyan ülkeler, tabii başta Suriye rejmi, Afrin, PKK/PYD terör örgütünden temizlendiğinde, İdlib’deki 60-70 bin teröristin buraya sızacağını ve Türkiye’ye dayanarak burada özerk bölge kuracağını düşünmekteler. Böyle bir durumda Türkiye’yi Afrin’den çıkarmanın çok daha zor olacağını hesaplamaktalar. Türk siyasetinin, başından bu yana Esat rejmi sorumlu ve suçlu görmesinden dolayı, Türkiye’yi düşman gibi görmektedir. Bu bakımdan, sözde federasyon şeklinde de olsa Suriye’nin bölünmesi için çalıştığı; hatta selefi gruplara özerk yönetim kurdurmak istediği endişesini taşımaktadır. Hükümetin, diğer sebeplerin yanında Suriye, hatta Irak siyasetinin temel açmazının buradan kaynaklandığını söylemek mümkündür.

Bu tahlile göre, Irak ve Suriye’de en zor durumda bulunan ülke Türkiye’dir. Bu bakımdan acilen, yetkili kurum ve uzmanlar toplanarak siyasetimizi bütünüyle gözden geçirmelidir. Tespit edilecek yanlışların, nasıl ve ne şekilde düzeltileceği belirlenerek gereği yapılmalıdır. Aksi takdirde çıkmazda kalmaya devam edeceğiz.

Kısaca manzaramız:

İçerde: bitti bitiyor denilen terörün her gün can almaya devam ettiği, bölgede, özellikle iktidar partisi yöneticilerinin, sistematik bir şekilde bölücülerin eline geçtiği duyumları; ekonominin kan kaybetmeye devam ettiği, işsizlik ve geçim sıkıntısının zirve yaptığı, devlet kurumlarını iş yapamaz hale sürüklendiği, yargının, eğitimin yürek yakan hali, intihar ve işlenen cinayetlerdeki tırmanışlar ortada durmaktadır.

Dışarda: Yunanistan ile Batı Trakya’da, Ege’de, Kıbrıs’ta ve ekümen devlet yolundaki Patrikhane’de yaşananlar; süren Ermeni azgınlıkları; AB, ABD gibi ülkelerle yaşanan zıtlaşmalar ve gerginliği artırmaktan başka bir işe yaramadığı anlaşılan siyaset devam ettirilemez.

Çare bulmak zor mu? Hayır, ülkemizde bu potansiyel vardır. Yeter ki; samimiyetle ve milli birlik temelinde çözüme odaklanalım. Bu ülke şu veya bu partinin değil, hepimizin, bütün Türk Milletinindir. Mezarda yatanlar ve hatta doğacaklar da dahil!

Acilen çare… Acilen çare… Acilen çare…

banner7

banner6