banner8

Türk Siyasetinde Holiganizm

1919’da Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetimizi kurmadan önce Halk fırkası adıyla hayat verdiği, 1924’de Cumhuriyet Halk Fırkası adını alan, 1935’de ise bugünkü adına kavuşan Cumhuriyet Halk Partisi, tüm handikaplarına, lider kavgalarına rağmen bir asırdır ayakta ve hala Türk siyasetinin ana muhalefet partisi.

1969’da Ülkücü Hareket’in Başbuğu Alparslan Türkeş’in kurduğu Milliyetçi Hareket Partisi, Ülkücülere oynanan tüm bölünme oyunlarına rağmen yarım asırdır ayakta, hala Türk siyasetine yön veren parti konumunda, Ülkücülerin sayısı her geçen gün artmakta.

Çünkü; Atatürk CHP’yi altı ilke üzerine inşa etti. Türkeş, partisini dokuz ışık doktrini ülküsüne endeksledi. İkisi de partilerini; kendilerine endeksli “Tek adam” siyaseti yerine inandıkları memleket davasına endekslediler.

Yakın tarihimizden itibaren ise siyaset, fikirler yerine; lider hegemonyası üzerine inşa edilmeye başlandı. Lider merkezli siyaset anlayışı ise 1980 sonrası Turgut Özal liderliğinde kurulan Anavatan Partisi ile Türk siyasetine girdi. “Tek adam” kimliği ile Özal, partisini zirveye ulaştırdı. Kendisi ebediyete intikal etti. Partisi de onu yalnız bırakmadı, tarihin tozlu sayfalarındaki yerini aldı. Tek adam formüllü siyasi yapıların ve liderlerinin kaçınılmaz sonunu; Özal da partisi ANAP da birlikte yaşadı.

Yeni yetişen nesle Özal’ı sorsanız çoğu tanımaz. Ama Alparslan Türkeş’i sorduğunuzda; “Ülkücü Hareketin Başbuğu” cevabını alırsınız. 1997 yılı ve sonrasında doğan, onu hiç görmeyen ama dokuz ışık doktrinini ezbere bilen ve izinden giden; yeni bir Ülkücü nesil var ülkemizde.

Atatürk’ü sormanıza gerek var mı sizce? Çünkü yediden yetmişe O’nu herkes tanır. Türkiye; hala O’nun izinde.

O dönemde siyasette başlayan tek adam hegemonyası; büyütüldü, geliştirildi, günümüze kadar getirildi. Bugün tüm sevimsizliğiyle semizleşti ve kemikleşti. “Tek adam formülü” günümüz Türk siyasetinin omurgasını oluşturdu.

İlk makalemde tarikat liderlerinin; “Kur’an’a aykırı olsa da şeyhin söyledikleri uygulanır” anlayışını kendi tarikatlarının yayınladıkları kitaplardan verdiğim örneklerle anlatmıştım. Uygulamada; “şeyhin dediğini, itirazsız ve itikat ile uygulamak” anlayışındaki tarikati yönetim şekli, siyasi yapıların yönetiminde de uygulanır oldu.

Siyasette; parti doktrinine aykırı olsa da “lider ne derse o yapılır, liderin dediği sorgulanmaz, liderin dediğinin dışına çıkılmaz, aksi davranış ihanettir” zihniyeti hakim hale gelmeye başladı. Siyasi yapının doktrini değil, teşkilatta lider sultası hakim. O da liderin yerini koruma mukavemetine, şahsi hegemonyasına göre değişiyor.

Siyasi yapı mensupları, lider için dava arkadaşı değil; düşünmesi dahi yasaklanan, yadırganan sade bir teba. Çünkü siyasi yapıların üst yönetimleri ideoloji kaçışında; mensupları düşünce, fikir, zihin, mefkure iflasında.

Bu kaçkınlık ve iflas  öyle bir menkıbeye ulaşmış ki; üst düzey yöneticiler dahi liderin emir eri olmuş. Bu düşüş ise lideri Tanrılaştırmış. Lider; üyelerinden, yönetim kuruluna kadar, hepsinin putlaştırdıkları “idol” halini almış. Kendileri de birer holigan.

Ülkemizde; lider edasına bağlı siyaset terk edilip, doktrin esasıyla sevk ve idare edilen siyaset geri gelmedikçe devletin ali menfaati yeterince gözetilemez; particilik de takım holiganlığından kurtulup, bir mefkurenin izinde yürüyemez. Türkiye’de yeni bir izm; holiganizm, “tek-el” siyasetiyle devam eder.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner7